Çocukluğumu
özlüyorum... Özledikçe, çocukluğuma yaklaşırım düşüncesiyle, şimdinin
çocuklarını gözlemliyorum. Tam elimi uzatıyorum, uçurumlar açılıyor aramızda.
Yeni nesille benim çocukluğumun, bizim çocukluğumuzun arasında o kadar çok
değişiklik var ki… Belki bazı şeylerin değişmesi gerekiyordu, belki onlar bizden daha şanslı, daha zeki, değişime çok açık hepsi. Bazen onları kıskandığım bile oluyor ama ben yine de bizi hatırlamak, bize güzellemeler düzmek istiyorum...
Ben çocukken; süper, hiper, maxi marketler yoktu. Mahallelerimizde bakkal
amcalarımız vardı. Mütevazı paketlerde emzik şekerlerimiz, leblebi
tozlarımız, kaymaklı bisküvilerimiz vardı. Öyle süslü püslü, kibirli
ambalajlarda yemezdik biz yoğurdumuzu. Her hafta evimize uğrayan güvenilir
bir sütçü teyzemiz ya da amcamız olurdu bizim, ondan alınan sütle yapılmış
kaymaklı yoğurtlar olurdu dolabımızda, içine şeker atıp anne tabaklarında
yerdik yoğurdu. Limonatayı buzdolabında bekletip dondurma yapardık yani ''kalıbını doldur ve dondur'' diye bağıran, emreden reklamlarımız da yoktu o zamanlar. En fazla ''Bir alışveriş bir fiş''ti reklamlarımızın emri...Duygusuz kutulardan dökülen mısır gevrekli, sevgisiz
kahvaltılarımız hiç olmadı, annemizin sürdüğü balla tereyağı kardeşti
kızarmış ekmek diliminin üstünde
Eskiden siyah ya da kırmızı, hadi diyelim beyaz ya da lacivertti en
renkli ayakkabılarımız ama biz çok severdik onları, alındıkları ilk gün onlarla uyumak bir gelenekti bizim çocukluğumuzda. Bir ayakkabı aldırmak için
okullar açılmadan önce en az bir hafta uslu durmamız gerekirdi. Ayakkabımız
alınınca da öyle bir günde kaçmazdı hevesimiz, sokaklarda 1-2yıl eşlik
ederlerdi bize, tamir edilirlerdi, eskimeden çöpe atma huyumuz yoktu.
Bir hediye alınca gözümüz gibi bakardık, hele bir oyuncaksa alınan oynamaya kıyamazdık;
oynarken de bir oyuncağı on kişi paylaşırdık, bozmadan oynardık, şimdiki gibi
yarım saat değildi oyuncakların ömrü. Bizim çocukluğumuz tüketmez üretirdi, kendi oyunumuzu,
oyuncağımızı kendimiz uydururduk. Elimize doladığımız bir iple bin çeşit şekil yapardık, mandal bile oyuncaktı bizim için, yaratıcıydık doğrusu...
Hafta sonları ev halkı uyurken biz erkenden kalkardık. Pek seçeneğimiz olmasa
da pek sevdiğimiz bir çizgi filmimiz olurdu. Futbolcu bir çocuk olurdu ekranda ya
da dağlarda gezen bir kız çocuğu. Bir gizemi vardı onların, işportacıların tezgahına düşmemişlerdi hiç.
Dershanelere, özel kurslara
koşturmak zorunda kalmazdık, çocuktuk biz. Ödev yapardık, tekrar yapardık
onlar yeterli gelirdi, çocukluğumuzu yaşlandıracak sınavlar ufukta belirmemişti
henüz…
Telefon sadece evlerimizde bir
de kulübelerde olurdu, onlardan mesaj atılmazdı, konuştuğumuz kişi belki ses
tonumuzdan bir mesaj alırdı. E-maillerimiz de yoktu bizim. Mektuplarımız, kartpostallarımız
vardı. Renk renk kağıtlar satardı kırtasiyeler, "mektup beklemek" diye gizli bir heyecan vardı o zamanlar.
Bizim bayram sabahlarımız eğlenceliydi. Evler dolup taşardı, yepyeni kıyafetlerimizle dört dönerdik sokaklarda. Yeni kıyafet alınmadıysa gözyaşı hazır beklerdi damlamak için ama şeker toplarken ne yeni elbise üzüntüsü kalırdı ne de başka bir tasa...
Çocukken mutluyduk biz. Sokaklarımızda trafik canavarı; maganda
kurşunları kol gezmezdi, onların yerine biz vardık yollarda. Saklambaç,
seksek, top oynardık; ip atlardık sokak aralarında. Annelerimiz bizi sokağa gönderirken
korkmazdı.
Meyveleri mevsiminde yerdik biz. Kokuları odalarımızı doldururdu, tadı
olmayan yapay meyvelerimiz olmazdı, şanslıydık. Taneyle değil; kiloyla
alınırdı manav amcadan limon ve portakal. Hatta evin önündeki bahçemize
apartman dikilmediği için oradan toplardık meyvelerimizi. Mevsimlerimiz de vardı
sırasıyla ve dolu dolu yaşadığımız. Sonra "Biz büyüdük ve kirlendi dünya..."
|
26 Nisan 2012 Perşembe
KAYBEDİL(EMEY)ENLERİMİZ
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder